Margins
Üç Günlük Dünya Edebiyatı book cover 1
Üç Günlük Dünya Edebiyatı book cover 2
Üç Günlük Dünya Edebiyatı book cover 3
Üç Günlük Dünya Edebiyatı
Series · 10 books · 2012-2015

Books in series

Olduğu Kadar book cover
#1

Olduğu Kadar

2012

Hayatımın tümüne 'Olduğu kadar' ismini verdim. Öyle güçlü bir zırh ki 'olduğu kadar'. Her zaman ve her şeye, gerekli veya gereksiz söyleyiver gitsin. Kendi kendine durduğun yerde arka arkaya beş bin kere söyle istersen. Tanıdığım ve tanımadığım herkes, biliyorum ki olduğu kadarıyla yetiniyor. Dünya çirkin bir yer olsun istiyorsan, 'olduğu kadar' çirkindir. Birisini çok mutlu etmek istersen eğer, 'olduğu kadar' mutlu edersin onu. Olduğu kadarı seni rahatsız ediyorsa, ona yine olduğu kadar itiraz edebilirsin. 'Olduğu kadar' dünyadaki bütün sorulara verilebilecek en güçlü cevaptır. Ama yine de hiçbir zaman 'TAM' olarak tatmin edemez kimseyi. Özü gereği yine 'olduğu kadar' tatmin etmek zorundadır. Tam değilse eksiktir, eksik 'olduğu kadar' tamdır. (arka kapaktan)
Aptal book cover
#2

Aptal

2013

Aptal "Tanıştığımız tüm aptalların anısına." "Kimilerinin aklında şokellayı çok seven bir insan olarak yaşıyorsun. Demem o ki biraz dahası olan hiçbir şeye inanma sakın." "Evvela aynadaki haline bakıp kendisine âşık olan ve ırzına geçen, ardından söz olacak diye kendisini nikâhına alan insanın dünyasıdır bu. Sonsuz bir sevgiyle evinde yalnız bırakmalıdır onu. İnsanın başına ne geliyorsa hep iyi niyetinden geliyor, haklısınız. Bence siz başkalarını da kendiniz gibi sanıyorsunuz. Ama yapmayın. Hemen güveniyorsunuz insanlara. Babanızın oğlu mu bu İnsanlar..." "Ona kulak asma... Sevemeyeceğin insanları biraz daha sev, gülemeyeceğin şakalara biraz daha gül, kazanamayacağın paraları ve hayatları hayal et biraz daha. Biraz daha başarılı, biraz daha gururlu, biraz daha sevimlisin artık. Kontrol et ki elinden sıyrılıp kaçmasın fırsat buldukça övdüğün naif hayatın. Ölçülebilir ihtiyaçlarını karşılamaya hazırlar biraz daha. Ama tabii ki sen bekliyorsun. Nasıl durulur, aynı benim gibi biliyorsun. Biraz daha dön eski haline. Biraz daha tasarla çoktan biten o günü. Lütfen hemen acımaya başlama kendine, biraz daha dur." "Kim beni ne sebeple affeder bilmiyorum."
Kansız book cover
#3

Kansız

2012

'Bence yirmi besimden once kimi tanıdıysam hepsi gebermeli. Yalnız, yirmi besinden sonra tanıdıklarım gebermesin diye bir sey soylemedim, yanlıs anlasılmasın, benim icin fark etmez geberip gebermemeleri, yanımda gebermesinler yeter, oluleri sevmiyorum cunku, cok zavallı gorunuyorlar bana. Ne zaman birinin oldugunu duysam, hem artık isime yaramayacagından hem de bu kadar rahat olebildiginden icimi tiksinti kaplıyor. Adama bak o kadar atıp tutuyordu, guluyordu, daha gecen hafta sahilde kosarken gormustum hatta, gitmis olmus, salak, ben de onu bir bok sanırdım, Allah belasını versin.' (Kitaptan) 'İnsanın ölecegini bile bile kendini adayarak yasaması igrendiriyordu beni. Üç kurus için bütün gün simit satan bir piçle göz göze geldigimde, yüzünü cama vura vura parçalayıp gözlerini cam kırıklarıyla çizerken gördüm kendimi. Yanımdan geçip giden her insanı durdurup hiç ölmeyecekmis gibi hayata baglanmasının hesabını sormalıydım. Bütün bunlar insanların aklına nasıl geldi acaba Böyle tıkır tıkır isleyen bir düzeni nasıl oturttular Bu insanlar nasıl böyle birbirine baglanabildi Bunları uyusturup her seyi unutturan sey ne Televizyon, telefon, bilgisayar nasıl bulundu Insanları yataktan çıkartıp bunlarla ugrasmasına neden olan seyi merak ediyorum. Bana da gösterin. Beni de içinize alın. Uyumlu biriyim. Iyi anlasırız.' (Kitaptan) Can acıtıcı derecede dürüst, direkt, şeffaf olmasına rağmen ne yapacağı önceden kestirilemeyen bir karakter. Üstelik adı da bir tuhaf: Yabgu. İnsan düşünmeden edemiyor, J.D. Salinger'ın meşhur karakteri Holden Caulfield büyüse bir Yabgu olur muydu Yanlış yola sürüklenmeye, baştan çıkmaya hazır olun.
Rıfkı Almaz - Arabesk Bir Fikşın! book cover
#5

Rıfkı Almaz - Arabesk Bir Fikşın!

2014

\-Bir kilo uyuşturucu... \-Evinden kaçmış genç bir kadın... \-Bir torba dolusu mücevher... \-Kendine ait olanı geri almaya çalışan bir mafya babası... \-"Hatır borcu" ödemesi gereken bir komiser... \-Son işini yapmak üzere güne başlayan bir kurye... Ve tüm olan bitenden habersiz hayatlarını eğlence, şamata ve "karı kız" peşinde koşarak geçirirken, boylarını fersah fersah aşan bir kovalamacaya bulaşan iki genç adam... Arabanın arkasında, sırtüstü yerde yatıyor. Yüzü bana dönük. İki büklüm. O çok sevdiği buz rengi Loft kotunun sol bacağı siyahımsı kırmızı. Buz rengi olan tek şey Boranın yüzü, kot pantolonu değil. Kanlar içindeki bacağını tutuyor iki eliyle. Ben arka koltukta yüzüstü yatıyorum... Günlerden pazartesi, 13 Nisan 1998... Tam tamına 28 yıl önce bugün,Astronot Jim Lovell, Apollo 13ten NASA Komuta Merkezine "Houston! Bir sorunumuz var!" diyordu. Oğlum Houston yetiş! Bizim sorun çok daha büyük! Sokakta oynayan çocukların henüz tükenmediği 90ların İstanbulunda, cep telefonsuz ve internetsiz zamanların renkli atmosferinde geçen bu soluk soluğa kovalamacada suç, entrika ve ihanete doyacak, Bora ve Alinin etrafındaki çember daraldıkça kâh gülecek, kâh küfür edeceksiniz.
Muazzam Bey'in Değersiz Hayatı book cover
#6

Muazzam Bey'in Değersiz Hayatı

2014

Kaç yaşına gelmiştim, hâlâ bir arabam yoktu. İşe otobüsle gidip geliyordum. Ama Pazarlama Müdürü Erkut Bey'in arabası vardı, çünkü o mühendisti. O İTÜ mezunuydu, ben Açıköğretim'i zar zor on yılda bitirmiştim. O şirkete para kazandırıyordu, ben ise hiçbir şey kazandırmıyor, sadece para harcıyordum. Bir insan istese başarıdan bu kadar uzak bir hayat yaşayamazdı. Tüm bunlar yetmezmiş gibi, akşam bir de canım hiç istemediği hâlde Nermin'le buluşacaktım. Evinizde olur da bir karafatma görürseniz onu öldürmeyin. Üzerine bir kavanoz kapatıp bir süre izleyin. Bir süre sonra o da kavanozun kenarına gelip sizi izleyecektir. Şimdi o suratı unutmayın, alın bir kadın vücudunun üzerine koyun, işte size Nermin. Merhaba Nermin. Nasılsın? Aşık mısın hâlâ bana? Biz kendi sıradan yaşantılarımızdan şikayet ederken, hepimize ibret olacak sıkıcılıktaki bir işe, dünyanın sevilesi olmaktan en uzak sevgilisine ve kendi başarısızlığı ile önemsizliğine dair sarsılmaz bir inanca sahip Muazzam Bey'in, adıyla alay edercesine vasat ve sönük olan hayatı ise bambaşka bir yöne girmek üzereydi... Sandalyeyi yatağın yanına çekerek oturdu, bacak bacak üstüne attı. "Muazzam, kızımı öldürmüşsün. Hayırdır bir terbiyesizliği falan mı oldu sana?" diye sordu. "Hayır efendim, bana karşı en ufak bir terbiyesizliği olmadı. Aksine çok terbiyeli yetiştirmişsiniz kendisini, çok teşekkür ederim size." diye cevap verdim. Bizim de Renkli Televizyonumuz Vardı, Yedi Kere Sekiz ve Allah Belanı Versin Brokoli kitaplarının yazarı Onur Gökşen, dünyanın en şahane ismine sahip bu ilk romanında, sıradan hayatlar ve sıkıcı zorunluluklar içinde debelenen günümüz insanını, zihinlerin en derin ve karanlık köşelerindeki hayallerin gerçeğe dökülebildiği bir dünyaya davet ediyor. (Tanıtım Bülteninden)
Atanamayanlar book cover
#7

Atanamayanlar

2014

"Ülgen programına uyması gerektiği için o gece evde çalışmaya devam etti. Ruhuna çok uygun bir şekilde; yavaş yavaş, belli bir ölçü içinde, sakince delirmekte olduğunun farkında değildi." Kaybetmeye daha isminden başlamış, hayatta hiçbir başarısı olmayan basit bir memur, ondan geri kalmayan bir fotoğrafçı ve ikisini birden parmağında oynatan fettan bir kadın... "Apartmandan çıkarken çöpte çiçeğini gördü. Arabesk bir şarkı geldi aklına. Ama iç sesi dahi kötü olduğundan söylemedi şarkıyı." Şehrin en düz semtlerinde, çok tırt insanlar arasında yaşanan bir öykü... Dayanılmayacak kadar komik ve okuyanın içini acıtacak kadar trajik... Böyle bir hikâyenin Türkiye'de geçebileceği tek şehir ise elbette Ankara'dır. "Ankara'nın resmi rengi gridir. Bu griliğin kaynağı devlet dairelerinin floresan ışığının memurlardan kırılarak Sıhhiye Meydanı'na yayılmasıdır. Sonra bu bölgesel yayılma gri güvercinler tarafından tüm şehre bulaştırılmaktadır." Başar Öztürk ilk romanında okuru birbiriyle mümkün olan en uygunsuz şekilde kesişen hayatlara yakından bakmaya davet ediyor. Aileden, aşktan, arkadaşlıktan ve tekdüzelikten tiksinmek istiyorsanız doğru yerdesiniz. Kemerlerinizi çözün ve bulduğunuz ilk kanepeye leş gibi serilin! "Amcalar mantıklı davranışın orta sahadaki dinamosudurlar. Kavgaya dayılar gibi levye ile koşmazlar, önce kahveye gidip karşı taraftan güçlü olup olmayacaklarını tartarlar. Bu nedenle literatürde 'gereksiz dayılanma' tanımı kendine yer bulmuşken, 'gereksiz amcalanma' tanımı yer almamaktadır." Ülgen, Nihat, Haldun, Ayça, Rasim, Hikmet ve Necla... Karşınızda milenyumun tutunamayanları! (Tanıtım Bülteninden)
Oda book cover
#8

Oda

2015

Gelecekte bir gün genç bir kız, yaşadığı evde sevgilisiyle birlikte esir alınır. Kızın üvey babası ve üvey amcası kaybolan bir nesnenin peşindedir. Hırsızın Ilgın veya Peker, ya da ikisi birden olduğundan emindirler. Sonra, 12 saatlik çay partisi başlar… “Bu dünyada onur ve namus kavramlarına tutunarak yaşamaya çalışan her kim varsa gen havuzundan silinip gidecektir, unutma, tamam mı?” Açıkta bırakılmış bir el bombası gibi tehlikeli, ustura gibi keskin. Okuyanın gözlerinde bir flaş gibi çakıyor. Gevşemeye izin yok! Yüksek zekaların birbiriyle çarpıştığı, şiddetin sürprizlerle kol kola girdiği, küçücük bir odada geçen kocaman bir macera. “Birini tanımanın ölçüsü samimiyet değildir. Önemli olan kaç kelime sarf ettiğinizden ziyade, karşınızdakinin kaç zayıf yanını bildiğinizdir.” Kafası saat gibi çalışan bir kızın gözlerinden; aşk, büyüme, yalnızlık, ihanet ve tiksintiyi görmeye hazır olun. Yalnızca gerçeklerden bahseden bir roman ancak bu kadar fantastik olabilir. “Seni seviyorum, ama ben senin malın değilim. Benden beklemediğin, hiç ummadığın yanlarımı keşfettiğinde beni iade edemezsin. Bedelimi ödemek zorundasın.” “Nabzın yayılıyor korku akan damarlarıma. Heyecana öyle alışıyorum ki yanında, yeryüzünün kalanı sallanmak için rüzgarı bekleyen tekdüze bir başak tarlası. Kokun her yanımı sallıyor ve kalp atışların gereksizlikleriyle gürültüye boğulan bir dünyada saklanınca asla çıkamayacağım keyifli bir saklambaç gibi geliyor. Elektrik bu. Dudaklarına yaklaşıyorum. Bu ateş. Gözlerin loş ışıkta parlıyor. Buz. Nefesin sıcak, öyle har dolu ki ve yaklaştıkça korlanıyor. Kıvılcım bu. İhtiyacım olan her şeyin utanmaz bir temsilisin ve sana sahip olamadıkça kıvranıyorum. İşte boşluk. Israrla salgıladığım bir yasaksın: Bu, damla adrenalin. Hastalıksın ve iyileşmemek için dua ediyorum. Kanımdasın. Verem bu.”
Kafa book cover
#9

Kafa

2015

Duygu, hanım hanımcık, neşeli ve iyimser biri değildir. Bir genç kızın yaşadığı topluma uyum sağlaması için gereken şeylerin birçoğuna sahip de değildir. Üstelik hayatında çok büyük bir diğer sorun baş göstermektedir. "Aynaya bakmaya devam ettim. Anlayamıyordum. Benim kafam mı büyümüş?... Yok daha neler?" Kafası sürekli olarak büyüyen Duygu, bunu pek de kafaya takmayacaktır. Zaten modern tıp çaresizdir. Zaten tanıdığı herkes bir şekilde çaresizdir.Bitirilmesi gereken okullar, varılması gereken kocalar ve fethedilmesi gereken kariyerler, Duygu'nun sığındığı fantezi dünyasında birer oyuna dönüşmek üzere sıraya dizilmiştir. "Oradan çıktığımda, ilk kat boyasını yaptıktan sonra çay molası vermek mecburiyetinde hissettiğiniz bir duvar gibiydim. Halısız zeminde karşıma oturup, höpürdeterek içmek zorundaydınız o çayı. Ağzınız için keyifli ama başka kulaklar için rahatsız edici o sesler bana çarpıp çayınıza geri dönmeliydi o anda." Duygu, aile, üniversite, kadın olmak, evlilik, para, hastalık, sağlık ve yetişkinliğin sıkıcılığı karşısında verdiği mücadele ile okurlara "keşke" sözcüğünü nasıl öldürebileceklerini gösteriyor. "Kahve içmeden uyanamam da ne oluyor? Mesnetsiz kadın! Tıynetsiz, terbiyesiz!" dedim. "Kahve senin kültüründe bile yok, sen kendini ne sanıyorsun?" Sıradanlık ile arasına süper güçlerden bir bariyer çeken bu koca kafanın öyküsünü okuduktan sonra ağzınızdan şu sözcükler dökülecek: "Sürreel olduğu kadar gerçeği de yansıtan bu müthiş macerayı okurken tek kelimeyle sürüklendim! Bunun devamı yok mu?" (Tanıtım Bülteninden)
Kadük book cover
#10

Kadük

2015

Bundan sonra kimse Türk Edebiyatı'nda "korku" yok diyemeyecek. Çocuk Kısmetiyle Gelir, Bazen de Lanetiyle. (Tanıtım Bülteninden)
8-9 Senedir Kendimi İyi Hissetmiyorum book cover
#11

8-9 Senedir Kendimi İyi Hissetmiyorum

2015

“Başkasına ait bir memnuniyetin gölgesinde dinlenemezsiniz.” Elinizdeki eser M.Ö 8000’lerde dilden dile anlatılan epik bir destan olabilirdi. O durumda tanrılar, kahramanlar, mucizeler ve büyük yıkımların öyküsünü okumayı bekleyebilirdiniz. Aslında “8-9 Senedir Kendimi İyi Hissetmiyorum”da bunların hepsi var. Yalnızca olaylar günümüzde, belirsiz bir kentin belirsiz bir sokağında yer alan “Thunder & Shadows” isimli bir kahvehanede geçiyor. Kahramanları da Ekrem, Mustafa, Sezer, İsmet, Masis ve İkbal. “Abi izin versen anlatacağım. Demem o ki önce şöyle düşündüm, acaba salonda bir hanım çalışsa çok şık gözükmez mi? Sonra dedim, tabii ki şahane bir şey olur. Arkasından aklıma bu arkadaşım geldi. Her türlü etnik yapıya ve inanca çok saygılı olan Thunder & Shadows’a siyahi bir hanım daha çok yakışır diye düşündüm.” Dünyanın en saçma mekanında, birbirinden acıklı karakterler etrafında akıp giden bu hikaye bizi hem gülmekten dehşete düşürüyor hem de mikroskobik yaşamlarımıza dürüstçe bakmaya çağırıyor. “En azından vicdanım rahat mı? Ben, en azından doğru olanı mı yaptım? Bu da yetmiyor değil mi? O zaman, yerimde kim olsa aynı şeyi mi yapardı? İnsanın kendisiyle aynı fikirde olamaması ne fena.” Bütün enerjisini “iyi” ve “doğru” olanı yapmak için harcayan, ancak ifrata kaçıp büsbütün deliren ve en sonunda birbirinin içine lağımlar akıtan insanların dramını çok tanıdık bulacaksınız. “Bir çoban gibi güdüyordum Mithat abinin hislerini. Onu erkenden uyandıran sıkıntıları, benim çok değerli koyunlarımdı sanki. Kız kardeşiyle ilgili kaygılarına kaval çalıyordum. Fazla üzüleceği bir konuya değerse dilim, hemen yolluyordum içimdeki sinsi köpeği. Hem onu kurtarıyordum hem de kendi köpekliğimi.”

Authors

Mithat Terje
Mithat Terje
Author · 1 book
Aklına esrik, detay bağımlısı. Zaten büyük olan bir kurguyu dört katına çıkarmak en büyük tutkusu. Aklındakileri izlemekle takıntılı. Bir de gerçek olmayan insanları tutkuyla anlatmaya değer buluyor.
Mehmet Doğan
Mehmet Doğan
Author · 3 books

Mehmet, 1973 yılında doğmuş. Şimdiye kadar doğduğuna pişman olmamış. Çilek ve incir sever. Şeftali de sever ama alerjisi olduğu için yiyemez. Elinden bir tek dijital pazarlama geldiğinden bunu meslek haline getirdi ve hayatını bu işlerden kazanıyor. Ona sorsanız –ki biz sorduk–, kendine en az para kazandıran “bir şeyler yazma” işini daha çok seviyor, kendi mesleğine oranla. “Teknoloji Kimin Umrunda” isimli kurgu-dışı bir kitap yazmış zamanında. “En iyi teknoloji kitabı/yazarı” ödülü bile almış bu kitapla. 2014 yılında çıkan romanı Rıfkı Almaz çok küfürlü olduğu için annesinden gizlemekte. Bu sıralar Yanartaş isimli romanını Medium'da yayımlamakta. Arada sırada da Medium'da pazarlama ile ilgili şeyler karalıyor kendi halinde. 2016 yılında, Medium'da paylaştığı -friksiyon ile ilgili, bir yazısının genişletip, "Pürüzlü Mükemmellik" isimli bir kitap olarak yayımlamış. Evine misafir olarak gelen erkekler tövbe edip bir daha uğramaz. Kötü ev sahibi olduğundan değil de; 2 kızı, 1 eşi ve 1 de dişi kediden oluşan östrojen denizinde yüzdüğünden, eve misafirliğe gelen erkeklerin sohbet ederek kulak ırzına geçtiğinden herhalde. Kedisi Lola, uzun yıllar Kanada’da yaşadıktan sonra, -2007 yılında Mehmet'le birlikte, Dubai’ye taşınmış ve halen orada Mehmet ile yaşamaktadır.

548 Market St PMB 65688, San Francisco California 94104-5401 USA
© 2026 Paratext Inc. All rights reserved