
"Ben, konuşsaydım, size konuşmanın nasıl bir şey olduğunu anlatırdım. Ben konuşmayı hep bir şeylere benzetirim. Konuşmak, pazar sabahı altı buçukta uyandıktan sonra, o günü pazartesi sandığınız için kalkıp okula gitmeye hazırlanırken, tatil olduğunu fark edip tekrar uyumaya benzer. Konuşmak, yolda giderken bir köpeğin sizi çok sevip peşinize takılmasına benzer. Konuşmak, çayınız çok sıcak diye annenizin birazını döküp üstüne soğuk su eklemesine benzer. Konuşmak, çok sevdiğiniz bir şeyi, tokanızı ya da terliğinizi ya da kalem kutunuzu bir türlü bulamadıktan sonra, onu kaybettiğinizi düşünmeye başladığınız sırada, koltuğun altında görmeye benzer. Konuşmak, bir bebeğin eliyle parmağınızı tutmasına benzer. Konuşmak, çilek reçeline benzer. Ben konuşsaydım, ağzımdan çıkan her şeye dikkat ederdim. Çünkü konuşmanın ne kadar değerli olduğunu bilirdim. Ben konuşsaydım, kendimi anlatmaya çalışırdım. Beni anlamanızı isterdim. Ama bu imkansız, değil mi? Ben konuşsaydım, susardım." 11 yaşında bir kız çocuğunun dünyasına girmeye hazır mısınız? Ama bu kızın dünyası öyle sıradan bir çocuğun dünyası değil. Çok daha derin, çok daha karmaşık, çok daha içinden çıkılmaz bir dünya. Ceren’in annesi ölmüştür, babasıyla iletişimi güçlü değildir. Ayrıca, o insanların içini ve geçmişini görme yetisine sahip, kimilerine göre deli bir kızdır. Hayat sorularla, zorluklarla, yüzüne kapadığı tüm kapılarla durmaktadır karşısında. "Anne, Tut Elimi!", Türk edebiyatına yeni bir yazarı müjdeliyor: Uygar Şirin’i. Akıcı bir anlatım, sade bir dil ve içten bir yaklaşım... Şirin, bu farklı kız çocuğunun dünyasını anlatırken aslında içinde yaşadığımız dünyanın nerdeyse tüm çıkmazlarıyla da yüzleştiriyor bizi. Sevgisizliğin, iletişimsizliğin, duyarsızlığın egemen olduğu dünyada hepimizin aradığı bir ışık belki de "Anne, Tut Elimi !”. Hüzünlü ama umutlu bir sevgi hikâyesi...