
Modern Türk şiirinin en bilinen ve sevilen yapıtlarından biri olan ''Otuz Beş Yaş'' şiirine imza atan Tarancı, Behçet Necatigil'in deyişiyle, ''biçim kaygısını ön planda tuttuğu şiirlerinde yaşamanın ve aşkın güzelliğini övdü, ölümün üstünlüğünü vurguladı.'' Asıl adı Hüseyin Cahit olan Cahit Sıtkı Tarancı, ilkokulu doğum yeri olan Diyarbakır'da, ortaokulu İstanbul'da Saint Joseph'te, liseyi Galatasaray Lisesi'nde okudu. Şiir yazmaya lisede başladı. 1931'de Mülkiye Mektebi'ne yazıldı, dört yıl sonra bitiremeden ayrıldı. Fransız şairlerin etkilerinin görüldüğü ilk şiirleri 1930-31'de Galatasaray Lisesi'nin ''Akademi'' dergisiyle ''Muhit'' ve ''Servetifünun-Uyanış'' dergilerinde yayımlandı. Edebiyat dünyasında tanınmasında 1932'de Peyami Safa'nın Cumhuriyet gazetesinde Tarancı'nın şiiri üzerine yayımladığı üç yazı etkili oldu. Şair 1933'te yayımladığı Ömrümde Sükût'u Peyami Safa'ya ithaf etti. Tarancı Mülkiye'den ayrıldığı dönemde Yüksek Ticaret Lisesi'ne girdi, bu sırada açılan bir sınavı kazanarak Sümerbank'ta memur olarak işe başladı, bir yandan da Cumhuriyet gazetesinde öyküleri çıkıyordu. Cahit Sıtkı'nın şairliğinin gölgesinde kalan bu öykülerde de, şairin şiirlerinde önem verdiği az kelimeyle çok şey söylemek düşüncesi hâkimdi. Tarancı bu dönemden itibaren kaleme aldığı şiirlerinde ise nihilist bir bakış açısıyla ''yalnızlık'' ve ''ölüm'' temaları üzerinde yoğunlaşıyordu. Tarancı 1939'da Paris'e giderek Sciences Politiques'e girdi, ancak İkinci Dünya Savaşı'nın çıkması üzerine yurda döndü. Bir süre İstanbul'da babasının bürosunda, ardından Ankara'da Anadolu Ajansı ve Toprak Mahsulleri Ofisi'nde çalıştı, Çalışma Bakanlığı'nda çevirmenlik yaptı. 1946'da Otuz Beş Yaş adlı kitabı yayımlandı. Aynı yıl kitaba adını veren şiirle CHP Şiir Yarışması'nda birincilik ödülünü kazandı. 1951'de evlendi. Ertesi yıl Düşten Güzel adlı kitabı yayımlandı. 1954 yılı başında hastalandı. İki yıl boyunca tedavi gördü; iyileşemediği için Viyana'ya gönderildi, orada öldü, Ankara'da toprağa verildi.




