
Neyse ki artık taşradaki yeni yaşamıma alıştım, o kadar da kötü değilmiş! (Gerçi hâlâ süpermarketleri özlüyorum, bir de telefonlarıyla ilgilenmek yerine benim başıma bela olan birkaç kişi var, ama bunun dışında...) İki arkadaş bile edindim: Gedeon ve Rıdvan. Biri eşek, diğeri kızılgerdan ama ikisi de çok tatlı. Daha doğrusu öyleydiler, tanımadığımız bir aile tatillerini geçirmek üzere oğulları Jül’le evimize yerleşene kadar. Annem ve babam benim o çocukla oyun oynamamı istiyor, oysa ben onu hiç tanımıyorum. Dahası çocuk trezomikmiş. (Ya da onun gibi bir şey işte...) Bunlar yetmezmiş gibi, üstüne bir de arkadaş hırsızı çıktı...