Tuvaletim oldukça küçük, dar, sıkıcı bir yer. Üstelik burayı ben örümceklerle birlikte kullanmak zorundayım. Onlar –ki sayıları yedi ila yüz on arasında olmalı, renkleri çokça, değişir bu, tavandan başlayarak kendi küçük krallıklarını, bu en önemli şeyi, kontrolün tamamen kendilerinde olacağı, kimsenin habersizce içeri giremeyeceği, uyuyup beslenebilecekleri (ki bu onlar için bir böceği ya da sineği avlayıp ısırmak, maharetli bacaklarını kullanarak karınlarından salgıladıkları ipliklerle sarmak, sonra iç organlarını bulamaç haline getirecek bir sıvı zerk etmek ve bu yumuşamış, çorbalaşmış özü Tanrı'ya şükrederek emip içmek şeklinde seyrediyordu ve ben bunu heyecan verici bulmuyor değildim, yine de seyretmemeyi yeğlemiştim çok kez) sonra korkusuzca keyif çatacakları harika bir ev anlamına geliyordu bu– tuvalet kabinimin üçte birlik kısmından fazlasını işgal altında tutuyorlardı.